Cuma, Mart 18, 2011

Ne Olacağım ?

Bir söz vardır " Ne oldum dememeli , ne olacağım demeli " falan, palavralar, yıkık dökük hayaller, hidrojen bombasıyla patlatılmış bir beyin, geri kalan bir damla gözyaşı bile değil, hayal kırıklığı, gençlik denen zaman kesidinin hayattan silinip atılması ancak bu kadar kolay olabilirdi. Bu kadar acıtabilirdi bir gencin yüreğini. Arka planda çok bilindik bi şarkı çalarken yazar bunları, ağlamıyordur belki de ağlamayı unutmuştur kim bilir? Hayatında olmadığı kadar pişman mıdır, değildir, kendi kendine sorar ve cevaplar yeteri kadar acıtmamıştır beynindeki patlamalar, Kurt Cobain kadar çıkmaz değildir hayatı, hatta ona kıyasla mutlu bile sayılabilir, Neden kendisini Kurt ile karşılaştırmıştır onu bile bilmez , anlamsız cümleler çıkar ağzından , veya şu an yazdığını düşündüğü patlak beyninden...
Tekrar müzik açar ve yazmaya devam eder, bi kaç snlik ara vermesi parçaları toplayabilmesi için yeterli değildi tabii ki, ama direniyor diğer her şeye direndiği gibi. Vücudunu ruhu kontrol ediyor, düşüncesizce ağzına geleni söylüyor, umursamaz, karamsar... Kaygılı çok, hala parçaları toparlamakla meşgul, ısrarcı, tuttuğunu koparan değildir ama istediğini elde edendir çoğu zaman. İstediği şeyi bilmezken nasıl elde edebilirki onu ? Elde edemez, işte sorun da orda.
Gelecek kaygısı, ne olacağım sorusu kafa kurcalayanlar arasında başı çekenlerden. Yalnız olmadığını biliyor...
En son Ölmeden Önce Yapılacaklar Listesi yaptı, doktor olmak istiyormuş. Bu yıl olamayacak, kötü çok başka alternatifler düşünüyor , "illa tıp olmasın veteriner de olurum" diyor ama ne kadar doğru düşünüyor veya yanlış bilmiyor , sorunlar , sorular, patlak beynin parçalarını kanser gibi ele geçirmiş durumdalar.
Ha bi de veteriner olacağım demişken, ekşide o kadar kötü şeyler yazmışlar ki okumasam bile soğuturlar insanı...
Dipnot ; Aranızda veya etrafınızda veteriner olan veya okuyan biri var mı ?
Dipnot 2 ; Nil (ineğim) doğuracak, dün yanındaydım , yemek yiyordu hiç takmadı ama bebeğin kalp atışlarını dokunarak hissedebilmek paha biçilemez bi duygu.

Salı, Mart 15, 2011

Tepemin Tası Digitürke Girerse, Arka Planda Desaparecido.

Lan digitürk gelirsem oraya var ya, ağzını burnunu kıracam senin, bi aç bi kapa maymun ettiniz lanet olası kıçıkırıklar, daha yazardım ... evlatları ama bak "örnek olalım" diye sessiz sessiz isyan ettim , Manu Chao kardeşimize dua et sen arka planda desaparecido - bongo bong - clandestino ve daha bi sürü çalmasa ben diyeceğimi bilirdim. 

Dua et ki mail olarak atıyorum bu yazıyı bloga , burdan da engelle bakıyım. 

Burama Kadar Geldi, Nereme?

Selam blog,
uzun zamandir ''selam blog'' diyerek baslamiyordum hem jove dalga geciyordu hosuma da gidiyordu, bu aralar herkes kendi halinde blog! Bu dunyanin ta buradan... Bizim buralarda uzaktaki birine laf yetismez ama dunya kicimin dibinde, yeter lan! Biktim, kac gundur psikologa gidecem diyordum gidemiyorum anasini satiyim ya, ya gitmemek icin durtuyor kafamdaki, ya da tembellikten baska bisey de olmayabilir, durumlar karmasik, kafam bizilyon, ibo vurulmus, ev tadilatta, sinav yakinda, asik umut konar gocer dervis olur yakinda ama cok uzaga gitmeden eve geri donerdim, garfield abi baska bisey degilim, sinav varmis haci 27 martta, ben o sinavin taa burdan da ...
2.paragraftayiz sanki bambaska bi dunya ha! En azindan yukaridaki olumsuzluklara ragmen hala biseyler kazanabilirim diye dusunuyorum, ne umutlarla baslamistik dimi blog? Gerci henuz bitmedi hersey de bak hala yazim imla hatasi yapiyorum, fiillerle diger dandikliklerle basim belada hala bi umut, lan aq artik ne bicim beyinse test cozeyim diyorum 5dk duramiyorum artik, evet bunu okuyan sevgili ergen heyecandan gozlerin yuvalarindan cikiyor dimi, bir kisiyi eledim lan simdiden diye dusun daha zavalli pislik, lanet olasi-eger boyle dusunmuyorsan okuyucu, gozlerinden operim-.

O kadar iste , olay budur. Ben psikologa gitsem ayri dert , burda anlatsam da anlatiyorum sadece cozum olmuyor.
Yarin gitsem , ya da gidebilsem guzel olacak, hastaneye gitmek icin milyon tane bahanem var zaten, yok dikisim patlamis, yok ebem aglamis, oyle yani, gittikce ergenlesiyorum, eger aklimdakini okursam deliririm tam , hocalar da lisedekiler gibi insafli olmuyor, allahin psikopati takti mi takiyormus, oyle duyduk haci...

Not; tadilat var kici kaldirmamin tam yeri tam zamani...

Cumartesi, Mart 12, 2011

Little Miss Sunshine ...

Little Miss Sunshine Film Afişi
Tam film izleme modundaydım. Seçtiğim film de Little Miss Sunshine oldu. Zaten sıkıcı bir gün öğle saatlerinde yapacak pek birşey bulamazken yapılacak en mantıklı şey Little Miss Sunshine'ı izlemekmiş.
-  Spoiler : Film içeriği hakkında detaylı bilgi bulabilirsiniz . -
Filmi var eden şey sıradışı karakterler ve müziği bence.
Olive Hoover - güzel olmamasına rağmen güzellik yarışmasına katılabilecek derecede cesur ve sevimli.
Richard Hoover - 9 aşama adlı projesini satmaya çalışan ama ama kaybedenlerden olan bir adam .
Dwayne - Dwayne de 9 ay boyunca konuşmayı reddeden, duvarında Nietzsche posteri olan ve onu örnek alan 15 yaşında bir ergen , ayrıca hava harp okuluna girmeyi istiyordu .
Grandpa Edwin Hoover - uyuşturucu bağımlısı dede, torunu Olive'in amacına ulaşmasındaki en büyük etken.
Sheryl Hoover - Bu kadar ilginç bir aileye annelik yapan büyük insan .
Frank Ginsberg - Steve Carrel'ın canlandırdığı karakter , eşcinsel , dünyanın 1 numaralı Proust araştırmacısı.

Öncelikle filmin senaryosu basit bir olay örgüsüne sahip.
Büyükbaba Edwin torunu Olive'i güzellik yarışmasına katılması için çalıştırıyor. Aileye sonradan katılan Frank(Sheryl Hoover'ın ağabeyi) bunalıma girmiş ve intihara kalkışmış olsa da bizim şirin ailemiz bunu kaldırabilecek durumda . Doktorların tavsiyesiyle yalnız kalmayacak, kesici aletlerden ve ilaçlardan uzak tutulacak olan Frank, Dwayne'in odasında kalmak zorundadır.
Filmden ;
Frank - İyi geceler, Dwayne.
Dwayne - (not defterine yazıyor) Bu gece intihar etme .
Frank - Senin gözetiminde yapmam Dwayne , sana bunu yapamam.
Dwayne - (not defterine yazıyor) Cehennme hoşgeldin .
Frank - Teşekkürler Dwayne , Bunu senden duymak çok anlamlı .

Ailemiz sonunda - Anne, Baba , kız - erkek çocuk, hırsız, polis köprüden geçme bulmacasını - çözdükten sonra yola koyulmaya başladılar, geride kimseyi bırakamazlardı.
Tipik bir yol komedisinden ayıran en önemli özelliği sanırım başta da belirttiğim gibi sıradışı karakterleri ve onların sıradışı konuşmaları olmalı . Küçük, sarı volkswagen'e aile üyelerinin hepsini sığdırdıktan sonra gidebiliriz. Olive walkmaniyle müzik bizim dede(edwin) de torununa(dwayne) öğütler veriyor ;
Filmden ;
Grandpa Edwin - (Dwayne'e dönerek) Hiç biriyle beraber oldun mu?
Richard - Baba!
Grandpa Edwin - Tık yok mu ? Bana söyleyebilirsin .
Richard - Hadi ama! lütfen !
Grandpa - (dwayne kafasını hayır anlamında sallar) Hayır mı? Yüce İsa. Ne ? 15 mi? Tanrım .
Richard - Baba!
Grandpa - Genç piliçlerle birlikte olmalısın .
Richard - Baba!
Grandpa - Genç olanlar dünyadaki en iyi şeyler.
Richard - Hey!Hey!Hey! Bu kadarı yeter ! Kes artık !
Grandpa - Şimdi tadını çıkar yoksa 18 olunca senden küçüklerle birlikte olursan 3 ya da 5 yıl hapis yatarsın .
Olive kulaklığı çıkarır ve ; - Ne hakkında konuşuyorsunuz ?
Grandpa - Politika .
Olive tabii ki müzik dinlemeye devam eder . "Politika sevimli olive'in dikkatini çekmiyor , cin gibi zekasını böyle işlerle yoramaz tabii ki."
Mola verdikten sonra minibüse geri döndüklerinde sarı, sevimli, küçük Hurda çalışmamak için direniyordu. Israrlara rağmen direnmeye devam eden minibüsü sonunda bir tamirciye götürdüler. Debriyajın kırılmış olduğunu ama eski minibüsleri tepeye çıkartıp yokuş aşağı ittikten sonra 30km/h çıkarabilirlerse 3. vitesten 4. vitese çıkarabilecekleri ipucunu verir ama tabii ki önce bir tepe bulmaları gerekiyordu . Sonunda cin zeka ailenin aklına bir fikir gelir ve dede dahil bütün aile üyeleri minibüsü itmeye başlarlar. Minibüs çalışıyor ama her molada aynı şeyi tekrarlamak zorunda kalacaklarını tahmin etmişlerdi sanırım .
Verdikleri son molada Richard , Stan Grossman'ı bulamaya karar verir ve herkes uyurken 37 km uzaklıktaki seminere doğru yola koyulur.Kiraladığı mobylette ile... Sabah olduğunda ise, Olive dedesinin uyanmadığını söyler . Dede eroin yüzünden ölmüştür. Ambulansla en yakın hastaneye giderler.

Doktor ; - Üzgünüm elimizden geleni yaptık . Babanız uyudu ve bir daha uyanamadı.
Defin işlemleri için asistanı Linda'yı yolladı . Linda, Richard'ın eline bir tomar kağıt verdikten sonra hepsini doldurmasını söyler. Richard işlerin uzayacağını tahmin ederek babasını son bir kez görme bahanesiyle kaçırmaya karar verir . Babasını çarşafa sardıktan sonra minibüsün bagajına atar.
Aksilik peşini bırakmıyor ailemizin bu kez de korna bozulur ve polis çevirir. Richard herkesin sakin olmasını ve doğal davranmalarını istese de bagajda bir ölü varken bunu yapmaları pek mümkün olmayacaktı elbette. Polis, Richard'ı minibüsten indirdikten sonra bagajı açmasını ister . Polis bagajı açtığında gördüklerine çok sevinmişti çünkü molada Dedenin Frankten istediği dergiler vardı . Polis dergileri alıp ( Frank'e ait olan dergi hariç) mutlu bir şekilde uzaklaştı tabii ki .
Olive hastaneden aldığı broşürlerle ailesine göz testi yapmak ister ama kimsenin keyfi yerinde değildir. En sonunda abisine dönüp renk körlüğü testini gösterir ve ;

Olive -(göz testini göstererek) Anne ! Dwayne 20/20 yaptı .
Sheryl - Bahse varım yapacak . (jet pilotu olmasından bahsediyor)
Olive - Bakalım şimdi renk körü müsün ? (renk körlüğü testini çıkarıp ) Çemberin içindeki harfi görüyor musun? ( dwayne'e sorar) ( dwayne şok olmuş bir şekilde bakar)
Olive - Hayır, çemberin içindeki . Harf...
Frank - Çemberin içindeki harfi görebiliyor musun , Dwayne ?
Olive - O bir A . Tam şurada.
Frank - (kendi kendine) Parlak yeşil. Tanrım .
Dwayne - (not defterine hızlıca) NE ?
Frank - Dwayne, sanırım sen renk körüsün .
Dwayne - (not defterine) NE ?
Frank - Renk körü olanlar jet pilotu olamaz .
Filmin en can alıcı ve dramatik noktalarından biri Dwayne'in amacına ulaşamayacak olmasını öğrendiği sahneydi, Dwayne cama, tavan, kapıya, vurmaya başlar . Minibüsü kenara çektikten sonra Dwayne , boş araziye koşup FUUUUUUUUUUUUUUCK! diye bağırıyor . 9 ay sonra ilk söylediği kelime bu olmuştu malesef. Annesinin ikna etme çabalarına rağmen geri dönmeyi reddeden Dwayne, Olive'in sarılıp bir tek kelime etmemesine rağmen geri döndü . Filmin verdiği mesajlar diğer aile komedileri veya yol komedilerinden kendini ayırıyor.
Little Miss Sunshine'a doğru yola koyulan ailemiz yolları karıştırıp otele geç gitmelerine rağmen Olive'in yarışmaya katılmaları için ellerinden geleni yaptılar.
Richard küçük sevimli kızları maymuna çeviren bu yarışmaya kızının katılmasına ve kızının o aptal insanların karşısında küçük düşeceğini düşünüp Sheryl'e, Olive'in yarışmadan çekilmesi gerektiğini söyler.
Son ana kadar geldiklerinde ise nefesimi tutup Olive'in yarışmadan çekilmemesi için sabırsızlıkla bekliyordum ki . Olive son anda da yaptı yapacağını ve sahneye çıktı . Mikrofonu alıp ;
Şimdi yapacağım dansın hareketlerini bana öğreten dedeme ithaf ediyorum . Show Must Go On!
You Can't Touch This şarkısıyla dans etmeye başlayan Olive, jürinin ve diğer yarışmacı ailelerin tepkisini çekmesine rağmen dans etmeye devam etti. En sonunda bütün aile sahneye çıkıp dans etmeye başladı . Filmin en çok eğlendiğim tarafı burasıydı . Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için!
Sonunda karakolluk da olan Hooverlar ;
polis memurunun - Sizi bırakırım ama bir şartla , bir daha kızınız kaliforniyadaki hiçbir güzellik yarışmasına katılamayacak .
Richard da Sheryle dönerek bu bizim için sorun olmaz dimi hayatım ? derken sarı minibüs belirdi ve THE END !



Filmin en can alıcı noktası Dwayne'in FUUUUUUCK! diye bağırdığı , diğeri ise Hooverların sahneye fırladığı sahne idi. Muhteşem mesajlar veren filmi, eğer ben komedi olarak recep ivedik izlerim diyenlerdenseniz izlemeyin.

..........Amak-ı Hayal............: Tavuk Ürünleri Hakkında Bilmedikleriniz 2

..........Amak-ı Hayal............: Tavuk Ürünleri Hakkında Bilmedikleriniz 2: "Hazır mutfak ürünleri:Bu ürünler ön pişirilmesi yapılmış salam, sosis, hamburger, burger,nugget, cordon blue vb tavuk ürünlerinden oluşur. ..."

Amak-ı Hayal yazmış, çok da güzel yazmış, tekrar bi teşekkür ettim :) .

Cuma, Mart 11, 2011

Dün Buna Güldüm :) Mouse M.D.


"Scratchy comes into the emergency wing of a hospital with a splinter in his hand. Itchy, as Scratchy's doctor, walks into the room. Scratchy is sitting on a hospital bed as Itchy's diagnostics team looks over him, consulting his chart. Itchy observes Scratchy and appears to arrive upon a diagnosis, proceeding to administer an unconventional treatment of sawing both of Scratchy's legs off and putting them in his ears. He looks at Scratchy, apparently disappointed, shakes his head, and removes the legs from his ears (throwing them into a trash can). The scene cuts to Itchy and his medical diagnostics team pensively consulting a board that reads:
  • (Check) Stick Legs in Ears
  • (Check) Replace Heart with Spider
  • (Check) Acid Enema
  • (Check) Go Through Wallet
Itchy turns to look at Scratchy, who has apparently also had his abdominal cavity cut open by now (perhaps for the arachno-cardial transplant), and a lightbulb appears over his head. He grabs the bulb, breaks it and uses it to cut Scratchy's head off, then puts the head in Scratchy's abdominal cavity and stitches it up. Scratchy then gives birth to his head and nurses it."



İğne OYASI Satılır

Ben yapmıyorum , annem yapıyor da internette satabiliriz deyince mutlu oldu tabii ki ,
Bi kaç foto eklerim siz de almak isteyenlere gösterirseniz, 1m uzunluğunda masa örtüsü olarak kullanabileceğiniz dekoratif bişeyiniz olur,
ama benden satıcı olmaz bunu anladım.

Pazar, Mart 06, 2011

Geri Geldim ...

Uzuun aradan sonra yine blogumdayım, sarılasım var, digitürke küfredesim var.
Ankara'da çok kalmadık sonunda evimdeyim , perşembe akşamı evdeydim  , klasik home sweet home anlayacağınız.
Size otomatik olarak gönderdiğim bir kaç yazı vardı, Ankara Hacettepe başlıklı, onları zamanlayıcı ile o günlere ayarlamıştım ;
1. gün pazartesi , aşti terminale yetiştik, tomografi randevum için Hacettepe'de olmam gerekiyordu saat 9'da.
Tomografiden sonra, ultrason vardı, tomografi çekildikten sonra ultrasona ne gerek vardı dimi?
Bunların hepsi oldu bitti onkoloji'de de kan verdim iki tüpçük :) , rutin kontroller.
Açız tabii eve gidelim dedikten sonra kuzeni aradık, evde kimse yok anahtarımız da yok dışarıda kaldık :) ,
Zurger Cing'e gidip hamburger yedik, sonra aklıma bakterili et'li haber geldi, yemeğe devam ettim tavukluydu sonuçta ne olabilirdi ki en fazla?
Sonra zaman geçsin diye cafede oturduk vs vs vs . Hastaneye geri döndük sıkıldık diye yer yön bilmiyoruz bi parkta oturalım dedim , hangi park ama ? sonuç olarak akşam eve geldik bitik bi halde ne yiyelim kova aldık tavuk parçaları falan filan, bildiğin fast foodla beslendim bu hafta...

2. gün salı ,
3. çarşamba,
ve perşembe sabahı yola çıktık.
bildiğiniz gibi port için randevu da aldım , temmuzda ankara'dayım yine :), lanet olsun ki kontrollerim kısaldı , ama radyasyonsuz gidcem döncem :) ,
hadi daha çok sıkamam sizi
yani bundan daha fazla iyiyim, yeterince ...
hadi kalın sağlıcakla... :)

Cumartesi, Mart 05, 2011

Geri Döndüm...

Blogger kapanmış ben Ankara'dan dönmüşüm falan işte...
Ankara'da ne halt ettiğimi anlatacağım neden gittiğimi de ;
2006'nın Ocak ayı Xxxx Anadolu Lisesi'nin 1. dönemi bitmiş zar zor aldığım teşekkürümü yorgun yorgun eve götürmüştüm. Kendimi kötü hissediyorum feci bi yorgunluk ve tam anlamıyla anlatamadığım duygu durum bozukluğu gibi, halsizlik, çökkünlük her türlü şey.
Önce en yakın doktora gittik annemle ondan sonra da her şey makara gibi sarmaya başladı. Adana'ya gittik sonra dayımla, Universal Hastanesinde muayene tahliller ve diğer tetkikler yapıldı, Dr :
- benim arkadaş var sizi onun muayenesine gönderiyim, dedi.
tamam dedik, arabaya bindiğimiz gibi kendimizi doktorun muayenehanesinde bulduk. O da bi baktı tetkiklere, muayene etti, teşhis koyuldu direkt ameliyat dedi. 35000 tl istiyormuş o.çocğ. Bizde yok tabii o kadar para, biz de Balcalıya gittik, orda da aynı şeyler ama bu kez 35000 isteyen doktor yoktu sevk edildim Hacettepe'ye.

Şubat 2006 ;
Ankara'ya giden yollar kapalı, kar, tipi, fırtına , yol boyunca makaslama yapan tırlar...
Tabii dayım sağolsun, yarı yolda bırakmadı, kar lastiklerini taktım zincirler de tamam Ankara'ya

Perşembe, Mart 03, 2011

Ankara - Hacettepe 4. Gün...

Bugün perşembe ve Hacettepe İhsan Doğramacıdayız evet yine çocuk cerrahisi polikliniği ve lanet olası Braun marka portumdan kurtulmak için ameliyat randevusu ayarlamaya çalışacaz , bakalım bu yaz adrenalin ve anestezi ikisi birarada, Kendimin en çok sevdiğim yanı narkozdan çıktıktan sonra yarı ayık halde saçmalamam, bağırmıştım port ameliyatından sonra, "vahit seni öldürecem" diye. Heyt gidi günler beaa! :D

Port şu sağdaki, derinin altına yerleştirilen ve yapay damar da denebilen bi alet, ağır kemoterapiler veya 1 yıl 2 yıl süren tedaviler için yardımcı bi alet. Severim kendilerini , Braun olması da ayrı bi bağra basma göstergesidir.














Burda Şarkı Var ; Dream Theater - As I am dinliyoruz efenim.


Burda not var!  ;  Sevgili okuyucum bu 4 gün boyunca Ankara'da olacağım için post atamayacağım ve yeterince unutkan olacağım için bütün bunları geçmişten yazıyorum, evet gelecekteki  okuyucu nasıl hissettiğini biliyorum ama bütün bu yaşadıklarımı 219312938 kez yaşadım tam aynısı olacak yine yine yine...